[dropcap]O[/dropcap]tomobillerin motoruna baktığımız zaman %100 verimde çalışmıyorlar. Bu da şu anlama geliyor; gönderdiğimiz yakıttaki enerjinin hepsini hareket enerjisine çeviremiyor. Genel anlamda baktığımız zaman dizellerde biraz daha yüksek ama yaklaşık %30 gibi bir verimle çalışıyorlar. Aslında siz motora 300 beygir üretebilecek kadar bir yakıt gönderiyorsunuz. Ama harekete çevirebildiğiniz, arabanıza aktarılan sadece 100 beygir oluyor. Kalan 200 beygirlik kısım ise ısı enerjisi olarak dışarı atılıyor.

Durum böyle olunca motorun ürettiği bu çok yüksek ısıyı bir şekilde dışarı atmak gerekiyor ki sıcaklığı düşürebilelim. Eğer sıcaklığı dışarı çıkaramazsak, motor içi sıcaklık çok yükseklere çıkar ve alüminyumun, metalin dayanamayacağı bir hale gelir ve motor komple erir. Aynı zamanda çok soğuk da istenmez ki yağ ve diğer mekanik parçalar düzgün bir şekilde çalışabilsin. Özellikle yağın optimum sıcaklığını tutturmak için otomobiller genellikle motor sıcaklığını 90 derece civarında tutuyor. Bu soğutma işlemini de komple soğutma sistemi yapıyor.

Bu sisteme ait 3 ana parça mevcuttur. Bir tane pompa, bir tane radyatör ve bir tane de termostat bu sistemi oluşturur. Bunların üçü de birbirine hortumlarla bağlıdır.

Pompa:

Pompanın yaptığı iş aslında, soğutma sisteminin içindeki soğutma sıvısını döndürmektir. Pompa çoğunlukla otomobillerde mekanik olarak bağlı oluyor. Yani bir kayış yada zincirle direkt motordan güç alıyor, dönüyor ve soğutma sıvısının devridaimini sürdürüyor. Pompanın dönme hızı ile devridaim edilen soğutma sıvısı arasında direkt bir ilişki var. Yani pompa ne kadar hızlı dönerse o kadar hızlı bir şekilde devridaim oluyor. Buda motora bağlı olduğu için motor devri ile birlikte artıyor. Kısacası devir arttıkça aynı zamanda içerdeki soğutma sıvısının devridaimi de sürekli olarak artıyor. Artık yeni otomobillerde elektrikli pompaya geçilmeye başlandı. Herhangi bir yerden güç çalmadığı için daha kompakt bir yapıya sahip.

Radyatör:

İkinci parça ise radyatör. Aslında soğutma işleminin yapıldığı yer burası. Çok karmaşık bir yapısı yok, motordan ısınmış olarak gelen soğutma sıvısı radyatöre gidiyor. Radyatörün içinde küçük kanallar var, sıvı bu kanallarda hareket ediyor. Bu kanallar üzerinde finlenen küçük uzantılar var. Bu finlerin asıl amacı yüzey alanını arttırmak. Yüzey alanını arttırdığınız zaman ısı bütün bu alana yayılıyor ve ısıyı daha hızlı bir şekilde gönderebiliyorsunuz. Soğutma sıvısı radyatörün içinden akarken arabada hareket ettiği için önden gelen bu rüzgarla radyatörü soğutuyor. Doğal olarak içindeki sıvıda soğumuş oluyor. Yani sıvı aslında pompadan geçiyor, motorun içindeki su ceketlerinden geçiyor, oradaki bütün ısıyı emiyor. Daha sonrasında radyatöre gidiyor ve tekrar soğuyor. Bu döngü hep böyle devam ediyor.

Termostat

Bu soğutma sisteminin bir diğer parçası ise termostat. Asıl amacı da ne zaman ne kadar miktarda sıvının radyatöre gönderilip gönderilmeyeceğine karar vermektir. Bu da gayet basit bir parçadır. Yay ve kapak gibi düşünebilirsiniz. Duruma göre açılıp ve kapanabiliyor bu yay vasıtasıyla. Yeni nesillerde elektronik olarak kontrol ediliyor. Buda motorun sıcaklığına göre yine radyatöre gidecek olan debiyi ayarlamakla görevli. Motoru ilk çalıştırdığınızda, soğuk çalıştırmada doğrudan radyatöre sıvı göndermek istemiyorsunuz. Çünkü zaten motor soğuk. Asıl amacı orada ısınmak. O yüzden termostatta kapalı bir hale geliyor. Termostat kapalı olduğu için de pompadan gelen su sürekli motor ve pompa arasında gidip geliyor, radyatöre uğramıyor. Bu şekilde de motor optimum sıcaklığa gelene kadar radyatöre gitmiyor ve daha hızlı bir şekilde ısınıyor. Ne zamana ki motor istenen sıcaklığın üstüne çıktı o zaman termostat açılıyor. Termostat açıldığı zamanda artık motordan gelen ısınmış soğutma sıvısı radyatöre gidebiliyor. Radyatörde soğutuluyor ve oradan geri dönüyor. Böylelikle soğutma devrini tamamlamış oluyor.


] }

Tagged in: